Ampulün icadından önce, güneş battıktan sonraki ışık ihtiyacı
insanlar için büyük bir sorun olsa gerekti. Tabi ki mumlar,
meşaleler, gaz lambaları gibi aydınlanma araçları kullanılıyordu.
Ama sizi o yıllara götürseler herhalde ampulsüz bir dünyaya
pek de sabredemezdiniz. Ampulün icat edilmesinden bugüne dünyamızda
pek çok şey değişti. Desem ki size ampuller pek değişmedi.
Çokta yalan söylemiş olmam galiba.
Bu yazımda ampulleri anlatmaya çalışacağım. Fakat benim anlatacağım,
hepimizin evinde bulunan klasik akkor telli ampuller. Ampullere
çok daha yakından bakmak isterseniz devam edin!
NASIL ÇALIŞIR?
Aslında ampullerin çok basit bir yapısı vardır. Hepimiz biliriz
ki üzerinden elektrik akımı geçen bir metal direnç gösterir.
Bu direnç karşısında ısınır. Bunu en yakın elektrik sobalarında
ve elektrik ocaklarında görebilirsiniz. İşte ampulde bu prensibe
göre çalışır. Ampulün içinde bulunan çok ince filaman dediğimiz
(çoğunlukla tungsten metalinden yapılmış) bir tel bulunur.
Bu telden geçen elektrik akımı sonucunda tel aşırı derecede
ısınarak (yaklaşık 3000 C) ışık yaymaya başlar.
Ampulün yapısına bakacak olursak, içi argon gazıyla dolu armut
şeklinde bir camdan yapıldığını görürüz. İçinde elektrik akımının
geçtiği kalın iki tane tel vardır. Bu tellerin ucunda iki
tel arasında ise filaman bulunur. Filamanı tutan ayrıca iki
veya daha fazla destek telleri vardır. Akım ve destek telleri
cam bir kaideye tutturulmuştur.
Akım tellerinin birisi ampulün altındaki noktaya, diğeri ise
vidalı kısmın yan tarafına bağlıdır. Elektrik bu noktalardan
temin edilir.
Filamanlar tungsten metalinden yapılırlar. 60 Watt 'lık bir
ampulde bulunan filamanın boyu yaklaşık iki metredir. Çift
sarmallı olarak yapıldıkları için boyu size kısa gelebilir.
Bunu aşağıdaki filamanın büyültülmüş resminden daha iyi anlayabilirsiniz.
NEDEN TUNGSTEN METAL?
Ampulün içindeki filamanın yüksek sıcaklığa ulaşarak ışık yaydığını
artık biliyoruz. Bir filamanın bu denli yüksek bir sıcaklıkta
erimemesi lazımdır.
İlk ampullerde kullanılan karbon filamanlar 2100 C üzerindeki
sıcaklıklarda buharlaşarak inceliyor ve kopuyordu. Daha düşük
bir sıcaklık loş bir ışık; daha yüksek bir sıcaklık ise filamanın
erimesi demekti.
Tungsten filamanlar ise yüksek erime derecesiyle (3410 C) ampullerde
kullanılabilecek en iyi metaldir. Yüksek ısı derecesinde parlak
ışık verebilmektedir. Bununla beraber tungsten filaman da
bir gün incelecek ve kopacaktır.
NEDEN ARGON GAZI?
Yanmanın gerçekleşebilmesi için ısınan bir cisim ve oksijen
gazı gereklidir. Oksijen gazı yoksa yanma gerçekleşmez. Bu
yüzden ilk ampullerde, ampulün içindeki hava vakum ediliyor
ve nerdeyse oksijen gazı olmuyordu. Böylece içerdeki filaman
yanıp kül olmuyordu.
Tungsten filamanlı ampullerde şu problem ortaya çıktı: Tungsten
filaman yüksek sıcaklıkta buharlaşmaya başlıyordu. Bu buhar
vakumsuz, havasız bir ortamdan dolayı ampulün iç yüzeyinde
bir is tabakası oluşturuyordu. Bu da zamanla ampulüm kararması
ve ışığı hapsetmesi demekti.
Bu yüzden kullandığımız modern ampullerin içerisine argon gazı
doldurulmaktadır. Argon gazı ampulün zamanla kararmasını önlemektedir.
AMPULÜN HİKAYESİ
Burada uzun uzadıya tarihçe anlatmayacağım size. Ampulle ilgili
olarak pek çok kişi tarihte çalışmalar yapmıştır. Fakat yapılan
ampuller çok kısa ömürlü olmuşlardır. Size iki kişiden bahsedeceğim.
Birisi İngiliz Joseph Swan ve diğeri ise (sanırım hepinizin
en çok duyduğu isim) Amerikalı Thomas Edison. Şaşırtıcı bir
şekilde her ikiside birbirinden habersiz, 1878-1879 yıllarında,
o zaman göre uzun dayanan (yaklaşık 12-13 saat) ampulleri
yapmışlardı. Ampullerinde kullandıkları tel ise kömürleşmiş
pamuk lifiydi. Yani karbon elementiydi. Daha sonra 1880 yılında
Edison kömürleşmiş bambu lifinden 40 saate kadar dayanan ampulünü
yaptı.
Edison'un ampullerindeki sorun filaman telinin ömrünün kısa
olmasıydı. Kullandığı karbon lifleri 2675 C 'de ışık saçıyordu.
Bu karbon lifleri kısa sürede buharlaşarak inceliyor ve kopuyordu.
Çözüm düşük sıcaklıktı, fakat buda az ve loş ışık demekti.
Diğer mucitlerde çalışmalarını sürdürdüler. 1898 'de Karl Auer
filaman olarak erime derecesi 2700 C olan osmiyumu kullandı.
1903 'de Siemens ve Halske tantalumu kullandı. Erime noktası
2996 C idi. Fakat hiçbirisi bugün kullandığımız ampul değildi.
Nihayet 1906-10 yıllarında General Electric Firması ve William
Coolidge bugünkü modern ampullerde kullanılan tungsten filamanlı
ampulü geliştirdiler. İşte o gün bu gündür bu ampulleri kullanıyoruz.
AMPUL AVANTAJLI MI, DEĞİL Mİ?
Birazda akkor telli ampullerin avantajlarına ve dezavantajlarına
değinelim:
Avantajları:
- Yaygın kullanım alanı ve düşük maliyet
- Kolaylıkla elektrik sistemlerine bağlanabilmesi
- Ufak araçlara uyumluluğu
- Düşük voltajlarda, örneğin pillerle bile çalışabilmesi
- Çok değişik şekillerde ve boyutlarda olabilmesi
Dezavantajları:
- Tek dezavantaj olarak, elektrik enerjisinin sadece %10 kadarını
ışığa çevirdiğini, geri kalanını ise ısı enerjisine çevirdiğini
söyleyebilirim.
Başka bir dezavantajı varsa bile pek de haksızlık etmemek lazım
ampullere!